"Ezilen Göçmenler Kolektifi" web sitesine hoş geldiniz...
Ana Sayfa
Bülten
Açıklamalar
Kadın
Kültür Sanat
Etkinlikler
Hakkımızda
İletişim
Arşiv
Linkler

 

 

 

 

 

     

 

Göçmenler için bu kış daha da zor geçecek

Özkan KARACA

12 Eylül 2007

Avrupa sanayisinin hızla geliştiği dönemlerde ucuz işgücüne ihtiyaç duyması ‘işgücü göçünü’ ve göçmen işçiliği de ortaya çıkardı. Genel anlamıyla göçmen kitlelerini iş gücü göçünden dolayı gelenlerin yanı sıra, ülkelerinde çıkan savaş ve iç savaşlar nedeniyle gelişmiş ülkelere göç eden savaş mağdurları politik ilticacılar oluşturur.

Avrupalı kapitalistler, fabrikalarını emek gücünün ucuz olduğu ülkelere götürmek istemeleri başta işsizlik sorununu çığ gibi büyütürken, hükümetlerin sorununa çözüm bulmaktan ziyade neo liberal yasaları hızla meclislerden geçirmeleri Avrupalı emekçi halklar arasında doğal olarak gelecek kaygısı yaratıyor.

Sosyal haklarda, sağlıkta ve eğitimde kesintilerin yaşanmasının nedeni olarak ırkçı ve gerici partiler göçmenleri göstermeleri Avrupa’da bir bütün olarak ırkçılık hızla yükselmesine ve zaman zaman sonu göçmenlerin ölümüyle sonuçlanan şiddet eylemlerine başvurmalarına yol açıyor.

Avrupa parlamentosunun açıklamasında ırkçılığın hızla yükseldiği ülkeler arasında Almanya, Fransa, Belçika ve Hollanda gösteriliyor. Göçmenler bu ülkelerde her gün ırkçı saldırılar maruz kalırken; diğer Avrupa ülkelerinin yarışırcasına yeni ırkçı göçmen yasalarını çıkarması, ırkçı faşistleri daha da cesaretlendiriyor ve saldırgan hale getiriyor.

Belçika’da iş başvurusu yapan Afrikalı bir göçmenin işe alınmama sebebi olarak “senin tenin siyah ve benim kopeğim siyahlara karşı hassasiyeti var sana zarar verebilir” olabiliyor. Ya da Almanya’da yeni bir iş başvurusu yapıldığında kişinin yeteneğine ve becerisine bakmaksızın önceliğin ilk olarak Almanlara verilebiliyor.

Hollanda’nın aile birleşiminde (kendi ülkelerinden biri ile evlilikte) yabancı dil ve uyum testini şart koşmasını Belçika takip ederek buna benzer bir yasayı uygulamaya koydu. Almanya’nın son çıkardığı oturum yasası ile göçmenlik olgusunu komple kaldırmak istiyor. İhtiyaç doğrultusunda işgücü oturumuna izin veren yeni göçmenlik yasasıyla Almanya süresiz oturumları ve vatandaşlık haklarını yok sayarak göçmenleri sınır dışı etmekle tehdit ediyor.

İsviçre’de Halk Partisinin “göçmen aileden bir bireyin suç islemesi ile birlikte ailenin tamamının sınır dışı edilmesi” için başlatılan Nazi artığı kampanyaya Fransa’da Sarkozy “bu yılsonunda yirmi beş bin göçmenin kesinlikle sinir dışı edileceğini” açıklamasıyla katılmış görünüyor. Görünen o ki bu yıl kış göçmenler için daha da soğuk geçecek.

Avrupa’da göçmen işçileri çok zor günlerin beklediğini yukarıda verdiğimiz bazı örnekler ile görmekteyiz. Göçmenlerin kendine sorması gereken soru ise bu saldırılara nasıl karşı koyabiliriz olmalıdır? Bu soru ile çözümün arayışına başlanabilir. Belçika’da yaşadığımız Ekvatorlu Angelica ya da Almanya’da yaşanan Binali Soydan olaylarında sorunun yanıtını bulabiliriz. Soru açıksa vereceğimiz cevapta net olmalı “ortak karşı duruş”.

Yerli işçi ve emekçiler ile göçmen işçi ve emekçilerin yan yana durmasını hazmedemeyenler suni sorunlar yaratarak, sorunun kaynağını göçmenler olarak göstermekteler. Dikkat edilmesi gereken bir noktada burasıdır. Örneğin Belçika’da Faslılar, Almanya’da Türkler, Fransa’da Cezayirliler yaşanan tüm sorunların nedeni olarak gösterilmek isteniyor. Bu durum ise göçmenlerin ve yerli emekçilerin birlikte, örgütlü bir güç olarak sorunlara karşı koyusunu engelliyor.

Avrupa’da sosyal hakların gasp edildiğini ve bu hak gaspların her geçen gün biraz daha artarak sürdüğünü görmekteyiz. Göçmen işçi ve emekçiler için ise durum bundan daha kötüdür. Tek alternatifimiz ise yerli işçi ve emekçilerle kapitalist sistemin sadece insanlığı yok ettiğini bilince çıkararak yeni bir dünya için, sosyalizm için kavgaya girmektir.

Yazarın diğer yazılarını okumak için tıklayınız

 

 

Ezilen Göçmenler Kolektifi Belçika

 
 

www.collective-oi.org